İnsan olmak aslında birbirini anlamak değil mi? Günümüzde öyle mi? Artık ne konuşabiliyoruz ne de dinleyebiliyoruz.
İnsan olmak, olabilmek şu hayattaki en zor meziyetlerden bir tanesi. Karşındaki insanı anlamak, dinlemek yaşadığımız dönemde adeta bir lükse dönüştü. Herkes her şeyin en iyisini biliyor kendince ama “kendince”.
Karşındaki insana hiç söz hakkı tanımıyor. En ufak bir şeyde hemen ya hakaret ediyor ya da küfür diline başvuruyor. Hoşgörü, sevgi, saygı dilinin yerini zorbalayıcı, küfürlü söylemler alıyor ve bunlar hayatımızın her alanını işgal etmiş durumda. Yeri geliyor trafikte, yeri geliyor okulda bazen de çalışma hayatında insanların artık karşısındaki insanı anlama, dinleme gibi bir çabası, gayreti hiç kalmadı.
Herkes “ben” dilini konuşuyor. Asıl sorun da burada başlıyor. “Ben” haklıyım, “ben” böyleyim zaten. Her şeyi “ben” bilirim, “ben” bilirim. Karşımızdakini anlayıp dinlemek gibi bir gayretin içine hiç girmiyoruz.
Toplumda bu şekilde bir yozlaşmanın içine gidiyoruz. Bu yozlaşma bizi arkadaşlarımızdan, komşularımızdan ve hatta ailemizden bile edebiliyor. Ahlaki değerlerimizi kaybediyor, insanlıktan çıkmış oluyoruz.
Ama bizi biz yapan “insan” vasfından çıkmış oluyoruz. Ama bizi biz yapan “insan” yapan değerlerimizde bunlar değil mi zaten. Anlayış, hoşgörü, sevgi, saygı…
Karşımızdaki insanları kırmadan, incitmeden, hoş görüyle, sabırla anlayıp dinleyebilsek belki bazen bir yerde eksiklerimiz, hatalarımız olduğunu farkına varırız. Bu farkındalık karşımızdaki insanlara karşı daha anlayışlı, hoşgörülü olmamızı sağlar.
Bizi özümüze dönmemize, insan olduğumuzu hatırlatır.
Bizler için en büyük vasıf insan olmak, insan kalabilmektir. Bu vasfı en iyi şekilde korumalıyız.
Dilimiz daha yapıcı, kalbimizi de hoşgörüye açmalıyız…