Fazla söze gerçekten gerek yok… Ama bazen susmak da suça ortak olmaktır.

Zincidere Mesire Alanı bugün bir gerçeğin aynası gibi duruyor karşımızda. Adı” mesire alanı” Yani halkın nefes aldığı, doğayla buluştuğu, çocukların koştuğu, ailelerin dinlendiği, stres attıkları yer. Ama gel gör ki uygulamalar, tabeladaki isimle hiç örtüşmüyor.

Kapıdan giriyorsun…

Kapıda doğa değil, ücret tarifesi.

Her araçtan para.

Her girişte kesilen bir bedel(fiş).

Sanki pikniğe değil, gişeden geçen bir sisteme dâhil oluyorsun.

Sormak gerekiyor:

Burası gerçekten bir mesire alanı mı, yoksa belediyenin sesiz sedasız işlettiği bir darphane mi?

Vatandaşın tepkisi boşuna değil. Çünkü mesele üç-beş lira değil. Mesele zihniyet.

Halka ait olan bir alanı, halkın cebine uzanan bir modele dönüştürülmesi…

Yerel yönetimlerin görev nedir?

Vatandaşın hayatını kolaylaştırmak mı, yoksa her fırsatı gelir kapısına çevirmek mi?

Bugün Talas’ta yaşanan bu tablo, aslında Türkiye’nin birçok yerinde tartışılan bir anlayışın küçük bir örneği. Kamusal alanlar giderek ”gelir kalemi” olarak görülüyor. Oysa bu alanlar, belediyelerin ticari işletmesi değil, sosyal sorumluluğudur.

Bir belediye, vatandaşın nefes aldığı yere ücret koyuyorsa…

Orada bir durup düşünmek gerekir.

Çünkü mesele sadece para değil.

Mesele aidiyet duygusu.

Vatandaş kendine ait olduğunu hissetmediği bir yere gitmek istemez.

Gitse bile huzur bulamaz.

Unutulmamalı:

Belediyecilik, vatandaşa hizmet üretme sanatıdır. Tahsilat yapma refleksi değil. Zincidere Mesire alanında esen rüzgâr hala aynı…

Ama o rüzgâr artık serinletmiyor, düşündürüyor. ”Bu alan kimin” sorusunu sorduruyor. Ve cevabı da aslında herkes biliyor.

Burası halkın…

Öyle kalmalı.

Benden Yazması…

Zincidere