Kalabalıkların içinde yalnız insanlar yaşıyor artık.
Eskiden yalnızlık, sessiz bir odada tek başına kalmak demekti. Bugün ise binlerce insanın arasında yürürken bile yalnız olabiliyorsunuz. Çünkü artık insanlar birbirine gerçekten dokunmuyor, sadece birbirine görünüyor.
Telefon ekranlarında yüzlerce kişi var.
Sosyal medyada binlerce takipçi var.
Ama dert anlatacak gerçek bir insan bazen yok.
Bir kafede oturduğunuzu düşünün.
Masaların çoğunda insanlar var ama herkesin gözü telefonda.
Birbirine bakan gözler azaldı, ekrana bakan gözler çoğaldı.
Eskiden sohbet vardı.
Şimdi bildirim var.
Eskiden insanlar birbirinin yüzünü okurdu.
Şimdi herkes ekran kaydırıyor.
Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, evet. Ama farkında olmadan aramızdaki mesafeyi de büyüttü. İnsanlar artık aynı ortamda bulunuyor ama aynı duyguyu paylaşamıyor.
Belki de bu yüzden bu çağın en büyük hastalığı yalnızlık.
Çünkü yalnızlık sadece tek başına kalmak değildir. Yalnızlık, anlaşılmamaktır. Yalnızlık, anlatacak sözün olduğu halde dinleyecek kimsenin olmamasıdır.
Garip olan şu ki, insanlar hiç olmadığı kadar birbirine bağlı görünüyor. Ama aslında hiç olmadığı kadar kopuk yaşıyor.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken çok basit bir şey var:
Bir insanın yüzüne bakarak konuşmak…
Birinin derdini gerçekten dinlemek…
Bir mesaj yerine bir ses…
Bir ekran yerine bir bakış…
Çünkü bazen bir insanı iyileştiren şey büyük sözler değildir.
Sadece gerçekten dinleyen bir kalptir.